Açık Yolun Türküsü *

Walt Whitman – Çeviren: Behice Boran

Aydın yürekle, yaya, açık yola çıkıyorum.

Sağlık bende, hürriyet bende, dünya önümde,

Uzun esmer yol önümde, nereye dilesem oraya götürür.

Bundan böyle talihim açık olsun demiyorum, açık talih artık benim kendimde;

Bundan böyle sızlanmıyorum, işimi yarına bırakmıyorum, bana gereken hiç bir şey yok

Güçlü, hem de halimden hoşnut, açık yolu boyluyorum.

Bu yer yüzü – o bana yeter

Yıldız kümeleri daha yakın olsun demem;

Oldukları yerde onlar, iyidirler, bilirim;

Oradakilere de onlar yeterdir, bilirim.


( Hâlâ o eski, tatlı, yüklerimi taşıyorum

Taşıyorum onları, erkeklerle kadınları – nereye gitsem beraber götürürüm;

İnan olsun, onlardan kurtulmanın yolu yok;

Ben onlarla doluyum: gün gelir, karşılık, ben de onları doldururum.)


***

Bundan öte, hürriyet.

Bundan öte kendime ferman ettim: sınırlardan, hayali bölümlerden kurtul, dedim;

Gönlümün çektiği yere giderim;

Kendi kendimin efendisiyim, tam ve mutlak.

Başkalarını dinlerim, dediklerini iyi tartarım,

Duraklarım, araştırırım, düşünürüm,

İncitmeden, ama bükülmez bir irade ile, beni tutacak tutkaçlardan sıyrılırım.

Genişliklerden derin nefesler çekiyorum;

Doğuyla batı benimdir; şimalle cenup benimdir;

Umduğumdan da daha büyük, daha iyiyim;

Bende bu kadar iyilik bulunduğunu bilmezdim.

Bana her şey güzel geliyor.

Hem erkeklere, hem kadınlara tekrar ederim: sizlerin bana ne kadar iyiliğiniz dokundu,

ben de size öyle iyilik etmek isterim.


Yol boyunca kendim için de, sizin için de toplıyacağım;

Yol boyunca, erkeklerle kadınlar arasına dağılacağım;

Onların arasına bu yeni neşeyle dobralığı salacağım;

Her kim beni reddederse etsin, umursamam;

Her kim beni kabul ederse, o erkek veya kadın mutlu olur, beni de mutlu kılar.

***

Haydi ! Kim olursan ol, gel benimle yola koyul !

Benimle yol alırken, o hiç bıktırmıyan şeyi bulursun.

Bu toprak hiç bıktırmaz;

Bu toprak kabadır, susar, anlaşılmaz ilkin – Tabiat kabadır, anlaşılmaz ilkin;

Yüreğin pek olsun, kırılma – yürü git – tanrılara değer şeyler vardır, iyice örtünmüş,

And içerim sana, dilin anlatamıyacağı kadar güzel, tanrılara değer şeyler vardır.

Haydi ! Burada durmamalıyız !

Ne kadar tatlı olursa olsun bu biriktirilen şeyler – ne kadar kullanışlı bu ev; burada kalamayız;

Ne kadar kuytu ise de bu liman, ne kadar durulmuş olsa da bu sular, burada demir atamayız;

Ne kadar hoşsa da bizi saran misafirlik, onu ancak kısa bir zaman tatmak için iznimiz vardır.

***

Dinle! Seninle açık konuşacağım.

Ben o eski cilalı mükâfatlardan vermiyorum; kaba saba yeni mükâfatlar veriyorum;

Başından geçmesi gereken günleri bir gör:


Şu zenginlik denen şeylerden yığmıyacaksın,

Bütün kazandıklarını açık elle dağıtacaksın,

Yöneldiğin şehre yeni mi vardın? Şöyle dilediğin gibi henüz mü yerleştin? Hemen yeniden yola koyulmak emriyle, dayanılmaz bir çağırılışla çağrıldın.
Ardına kalanlar sana iğneli gülümsemelerini, alaylarını sunacaklar,

Gönderilen sevgi nişanelerine yakıcı, ayrılış öpücükleriyle cevap vereceksin,

Seni tutmak için uzanan eller, sakın, seni tutmasın.

* Bu çeviri Adımlar dergisinin Mayıs-1943 tarihli 1.sayısında B.S.Boran adıyla yayımlanmıştır. Şiiri Poetopya’ya gönderen şair Özgün E. Bulut’a teşekkür ederiz.