Ahmet Telli ile Bakışın Senin Üzerine…

Hıdır Işık

Şiirde dili estetik forma evirme yetisiyle, yaşadığı atlasın ve çağın panoramasını ses ahengiyle buluşturabilme ustalığıyla, tutarlı biçim ve zengin kurgu yaratımıyla hiç şüphesiz ki Türkçe şiir belleğinde dervişane yer edinmiş bir şairdir Ahmet Telli. Yaşamın mucizevi deryasında geniş tema dolaşımıyla, diyalektik bir hayat anlayışının güçlü sezgisiyle, dingin ses uyumunu önceleyen diliyle Ahmet Telli Şiir’i, şiir tarihine özgünlüğünü kabul ettirmiştir.

Yarım asırlık şiir serüveninde, onu şiir, altısı deneme kitabı olmak üzere on altı kitabı ile okuyucularına sorgulayıcı düşsel bir âlem sunarken, şairlere, şair adaylarına ve diğer disiplinlerindeki sanatçılara uzattığı engin imge, şaşırtıcı tasarım ve sezgi zenginliğiyle de adeta derinliğin bir kılavuzu olmuştur.

İnsanın içgüdülerini, hüznünü, hayal kırıklığını, kavgasını, ümitsizliğini, yalnızlığını, en önemlisi de umudunu, aşkın coşkusu ve tabiatın taşkın huzur veren öznelerini kullanarak ördüğü güçlü ve etkileyici akış, Ahmet Telli Şiir’inin en önemli karakteristiklerindendir. Öyle ki, bir bütün halinde yaşamı mantık dizgesi ve tinsel algıyla duyumsaması ve duyumsatmasıyla Ahmet Telli şiirinin çözümlediğine bakıldığında, yaşamın kökleriyle örülen bir belleğin zahiri yırtan sesi sizi karşılar.

Altı yıllık bir aradan sonra okuyucularıyla buluşan yeni şiir kitabı Bakışın Senin’le hırla cendereye dönüşen bir atlasta, insanca bir yaşamın yüce şölenine giden yolun barıştan, diyalektik bir avlusundan, inanmaktan, sevgiden geçtiğini imliyor Telli; hatta yalnızca imlemekle yetinmiyor, bunu gittikçe kararan bulvarlarla, çiçeklerle, kuşlarla, rüzgârlarla, en önemlisi de tarihin kendisiyle çığlık çığlığa haykırıyor.

Hıdır Işık: Son kitabınız Bakışın Senin panoramasından şiiri ve yaşamı duyumsamak, sanat adına bende yeryüzünün ilkyazı gibi bir heyecan uyandırdığını söyleyerek başlamak istiyorum söyleşimize.

Ufkumuzu ateş çemberiyle çeviren şu cendere günlerinde son kitabınız Bakışın Senin yayınlandı. Yarım asırlık şiir yolculuğunuzda, Yangın Yılları kitabınız ile başlayan, ardından onlarca kitap ile devam eden ve dünya ağrısını dindirmenin arayışı gibi bir iz düşüme denk gelen bu yürüyüş, Bakışın Senin’le nasıl bir iklime evirildi sizce?

Ahmet Telli: Dünya Ağrısı’ndan ne anlamalıyım diye düşünüyorum şimdi. Varoluşun cezbesiyle kendi içine dönük uyum ve çatışma hâlini mi aklıma getirmeliyim; yoksa kapitalizmin düşünme ve algımızı sarsalayan boğucu nesnel gerçeğinin bizi çaresizleştirerek kendi ömrünü uzatmasıyla birey-oluş dengemizin ufuk daralmasını mı? Yangın Yılları, bu nesnel gerçekliğin bir izdüşümü müydü? Sanmıyorum. “Yürüyüş” dediğin her neyse beni Bakışın Senin‘e getirmiş olmalı. İçinde barındırdığı iklim kalbî olandır diyebilirim. Yani gövdesini korumaya alan değil; çıplak ve öfkenin dinginliği olsa gerek.

Hıdır Işık: Kitabın ilk bölümüne Vedâ Divânı ismini vermişsiniz ve sonra şiir, ‘‘Rüyanın içinde geçen rüzgâr mıydı’’ dizesiyle başlıyor. Sahiden ömür dediğimiz bir rüyanın içinden geçen rüzgâr mıdır?

Ahmet Telli: Şiir bir rüya tabircisi değil elbette. Sözcüklerin yorulmuş, solgunlaşmış hallerinden kurtarılıp onları nesnenin imgesine yeniden kazandırmak gibi bir kaygısı olmalı yazarın; yazdıklarım bunu ne kadar başarmıştır bilemem. Ömrü bir rüyaya benzetmişse güdük kalmıştır bile diyebilirim.

Hıdır Işık: Bakışın Senin’in tabiatın ve yaşamın envai kodlarına temas eden zengin dolaşımında, en önemli im duraklarından olan “Tarih” ve “Bellek”, alt anlam katmanında, insan uygarlığının kendi derin yarasıyla yüzleşmesinin sorgulama sezgisini mi taşıyor?

Ahmet Telli: Tabiatı ve yaşamı kodlama anlayışına bir karşı koyuştur şiir, herhalde böyledir. Resmi tarih yazıcılarının bellek silici işlevi sürüp gidiyor. Çünkü onlarda sorgulayıcı değil iktidar ve güç ilişkilerine dayanan bir egemenlik paradigmasına dayalı vatan, millet, bayrak gibi kodlarla sınırlı bir duyarlılık söz konusudur. Oysa şiir her türlü inanç sistemine karşı bir özgürleşme pratiği olarak var olur. Böylece tabiatı ve yaşamı verili değerlerle sınırlandırmadan savunur. Uygarlığı insanın tabiatla mücadelesi olarak değil, insanın tabiatla uyumunda arar. Bu yüzden daha insanidir.

Hıdır Işık: Bakışın Senin’de başta Kürt sorunu ve bu eksendeki savaş olmak üzere birçok sorunsal çerçevesinde çağına tanık ve müdahil olan (Ricat ve Ah Kadın şiirleri örneği) bir akar görülüyor. Bu çıkarsamadan referansla “Yangın Yılları halen devam ediyor” diyebilir miyiz?

Ahmet Telli: Ricat ile Ah Kadın, kitabın yayımlandığı ay ve yıllarda Kürt sorununa dair şiirler olarak algılanabilir. Peki yıllar içinde barış sağlandığında bu metinlerin bir kıymeti harbiyesi kalmayacak mı? Ne dersin? Peki Kıyıda, Damla, Yol Boyu gibi şiirler Kürt sorununa dâhil değil midir? Bana kalırsa hem senin andığın hem de benim adlarını eklediğim metinler kalbîdirler, kendi imgelerini bugünle sınırlamazlar. Yerel ve güncel oluşlarına aldanmamak gerekir sanıyorum.

Hıdır Işık: “Atlarını yılkıya bırakmış bir Çerkeş kadar kim bilebilir yalnızlığı” dizesiyle başlayan sürgün bir aidiyet duyumsaması ve kitabın, “VE, ÜLKEM TERK ETTİ BENİ” dizesiyle noktalanması insanı kederin nirvanasına sürüklüyor? Bu bir halkın dokusunu yitirmesinin kederi midir?

Ahmet Telli: “Ve ülkem beni terk etti” şiirinden kim ne anlıyorsa o’dur.

Hıdır Işık: 1940’larda, özellikle Avrupa’nın kaotik bunalımlı savaş yıllarında, sosyalist hareket içinde kitlelerin bilinçlendirilmesinde sanatın görevi çok tartışılmış. Hepimizin bildiği gibi başta ülkemiz olmak üzere son yıllarda Ortadoğu’yu saran ve gittikçe şiddeti artan bir kan tufanı var; sizce ülkemiz aydınları kitlelerin bilinçlendirilmesinde yeterli bir sorumluluk aldılar mı?

Ahmet Telli: Aydınlar çok kolay yargılanan insanlardır. Sendikalar, hele köylüler nedense göz ardı edilirler. Yine de ülkenin en ağır hükümlüleri aydınlar olur. Mao ve Stalin de aydınlara reva gördüler ağır suçlamaları. 1971’de, 1980’de ve günümüzde aydın dediğimiz insanlar değil midir bunca yükü üstlenen. Onların yaşadıkları bir bilinç ışıması yaratmıyorsa ne yapalım.

Hıdır Işık: “Proust’a göre, insanın içdünyası bir mucizedir, bizi şaşırtmaktan vazgeçmeyecek bir sonsuzluktur.”* Proust’un bu söyleminden yola çıkarak sanatın ya da fonetik bir sanat türü olan şiirin yaratıcısının, insanlığa, insanın iç dünya denen mucizevi sonsuzluğundan kareler sunan ve bu edimle insan denen varlığın kendi varoluş kodlarıyla yüzleşmesini işaret eden bir kaşiftir, diyebilir miyiz? (* Milen Kundera – Roman Sanatı- Can Yayınları)

Ahmet Telli: Alıntının izaha ihtiyaç duyan bir yanı yok. Biraz önceki soruda vurguladığım şiirin bir özgürleştirme pratiğidir deyişim de bu bağlamdadır.

Hıdır Işık: Şiir dünyayı, yaşamı ve olayları diyalektik metodun ışığında kavramak gibi gizli bir sorumluluğu taşır mı sizce? Taşırsa sanatta, bilinç ve duyarlılık arasındaki uyum nasıl olmalıdır? Bu minvalde dünyayı yaşanılabilecek bir hale getirebilmek için şiiri ve sanatı, sosyo-politik bir mücadelenin tamamlayıcı araçları olarak görmek doğru olur mu?

Ahmet Telli: “Şiir sosyo-politik mücadelenin tamamlayıcı aracı” hiç değildir. Diyalektik ise, bilimin, sanatın ve doğanın insanlığa armağan ettiği bir kavramdır.

Hıdır Işık: Şiirlerinizi her okuyuşta bambaşka bir parıltıyla karşılaşan, rivayetleri şahlandıran yeni bir şölenle buluşan bir okuyucunuz olarak, şiirlerinizin, Türkçe Şiir’de varoluşsalın gizemini sunan en etkili şiirlerden biri -bu bir iddia olabilir başkaları için- olduğunu belirtmeliyim. Bu şiirin yaratım sürecinden bahsedebilir misiniz?

Ahmet Telli: Bakışın Senin‘in yaratım süreci dünyaya, hayata ve kendime yönelmiş yaşam-bilinç-imge diyalektiği diyebilirim. Kuşkusuz, bir yazar olarak senin de âşina olduğun bir durumdur. Öfkenin boğuculuğuna ve kuşatmasına yenilmeden, dinginliğin mutedil iklimine kapılmadan belirlenen bir süreç…

Hıdır Işık: Son olarak tarihin ve yaşamın bilgeliğinde, egemenin zulmüne direnmenin zorlu yollarında ve yitirilenlerin bıraktığı hüzünde gezmenin ustalığına erişmiş biri olarak, Dersim’in coğrafyası ve insanıyla sizde nasıl bir imge bıraktığını sorsam?

Ahmet Telli: Dövüşen Anlatsın adlı kitabın ilk bölümünde yer alan yirmi şiir Dersim’i solur. Yayım tarihi 1980’dir. İlk kez 1970’de gittim Dersim’e. Sonra Munzur Festivalleri!. Hatta bunlardan birine gelmem OHAL’ce yasaklanmak istendi. Munzur üstüne kurulmak istenen barajlara karşı duruşum da bellidir, Dersimli yoldaşlarımın çok sayıda olduğu da. Dersim’in imgesi söze ya da kelimeye değil, coğrafyasına ve hayata dairdir.

  • Bu söyleşi 2017’de Dersim Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
  • Bakışın Senin, Ahmet Telli, Everest Yayınları, Ocak 2017