Ağaçlara Suyun Yürüdüğü Zaman

Pınar Çakmaklı

Yavan mevhum bir çorba içiyorum
Birazcık ekmek sevgilim
Tütsülerden yol yapıyorum
Kırmızı ışıkta durulmaz sevgilim

Üzgünüm kanlı gece beni boğamadın
Üzerimde milim milim endişe
Seni tekrar almam için elini uzat sevgilim
Askıda bekleyen ekmek değilim
Utanma parmaklarını kavuştururken
Ben neresinden kovacaktım bizi sevgilim?
Taşın toprağa sığmaması hangi devrin gördüğü alamet olsun
Bu yüzyıl o gayb, ayıp
De ki biz onu kan pıhtısından yarattık
Dediler bunların hepsi kansız
Bir çölü geçsem, elimde kalsa bütün kumlar
İçinde korku baş gösterse, utanmayı yazsam yeniden
Yeni bir şey yaparken eskisinin büyüsünü bozsam
Sen yine de oralı olmazsın sevgilim
Haydi, öp ellerimi
Kundakta bekleyen küçük kara kızım
Haydi, öp kokumdan
Günlerce altı dolu bez ile ağlamaktan hıçkırarak uyuyakalan
Kirli bir keseyim
Haydi, öp boynumdan
Dudakların tırtıklı ip izlerine değecek
Haydi, öp burnumdan
Palyaçonun kırmızı topu aramızda hektarlarca oyun alanları kuracak
Kaleciler hep benim defanslar hep kuru gürültü
Haydi, öp sosyal mesafe kalksın
Fabrikada adı konulmayan bu işgüzarlığın yerini
Beş maaş ikramiye ile ödeyeceğine dair bakanlık açıklama yapsın
Haydi, öp iptilası olduğum zincirlerimden
Annem, küçük kara kızı kundaktan kurtarsın
Haydi, öp beklediğim, beklerken neyi beklediğimi unuttuğum
Sigara yaktığım duvar diplerinde bozdurduğum izmaritlerin yeni bir sigara
Olamayacağını tüm müteahhitler duysun
Beklemenin artçılarının yirmisinden sonra bir gencin
Akutun bile kaldıramayacağı bir enkaza dönüştüğünü biri benim yerime anlatsın
Rabbim geldinse üç kere vur
Rab sevgilim, Rabbim almış şiire asmış gövdemi benim
Ya lohusa gibi çorbamı içip gideceğim
Ya da döne döne doğuracak şiir beni yeniden.