Şairlerle kısa kısa: Dilek Mayatürk

Poetopyaya girişte ‘Merhaba’ yerine her şair bir dizesini söylüyor. Hangi dizenizi ‘Merhaba’ yerine kullanmak istersiniz?

“… Ayıya dayı der, yengeye selamlar,

Köprüyü her geçene halı şart değil…”

İlk şiirinizi kaç yaşınızdayken yazdınız? Ne hissetmiştiniz?

Yazdıklarıma şiir deme cesaretini gösterdiğimde on sekiz, on dokuz yaşındaydım. Ancak parça parça dizelerdi. Çocukluk arkadaşımın ölümü üzerine, ilk kez ardında durduğum bir şiir yazdım. Yazınca bir şey hissetmedim, boyumu aşan çok şey hissettiğim için yazdım.

İlk şiiriniz (yani yayımlanan) nerede ve ne zaman yayımlandı? Ne hissettiniz?

İlk şiirlerim kitap olarak yayımlandı. Cesaret Koleksiyonu, 2014. Kendi icazetimle, bir sorumluluk aldığımı ve bundan korktuğumu hatırlıyorum. Bu his açıkçası beni hâlâ terk etmiş değil. Şiir benim için sorumluluk. Eğer ki okunması üzere kendimden dışarı çıkarmışsam. Zaten bu yüzden, yazdıklarımı paylaşmam ve birilerine okutmam yıllar sürdü.

Sadece bir şiiriniz gelecek nesillere kalsa, hangisi olsun isterdiniz?

Yarın fikrim değişebilir, ama bugün için Sözüm Ona Dünya.

Hangi şairin size şiir yazmasını isterdiniz?

Hans Markus Enzensberger. Bir gün tanıma fırsatı bulursam, bu da yeter bana.

Şiir okumak mı, şiir yazmak mı sizi daha çok heyecanlandırır?

İyi bir şiir okumak.

Duyduğunuz, okuduğunuz ilk andan itibaren zihninize çakılı kalan bir dize var mı?

Akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü ( Paul Celan )

Öyle yalnızız ki bu panayırda, sevgimiz durmadan bir taşı ovar. (Metin Altıok)

Şiir şairinden bağımsız düşünülebilir mi?

Buna gönlümce cevap versem uzun olur, konseptten çıkarız. “Düşünülmüyor” diyeyim kısaca. Ancak şiir şairinden bağımsız düşünülmeli midir, evetse nasıl, bu tartışmaya çok değer bir konu benim nezdimde.

İnsanlık tarihinden şiiri çıkarsak geriye ne kalır?

Sanırım dişsiz bir insana benzer kalan. Hem hoş görünmez, hem de iyi konuşamaz.

Keşke hiç yazmamış olsaydım dediğiniz bir şiiriniz var mı?

Hatırladığımda yanaklarımı kızartan şiirler var. Bunun ana sebebinin, hiç kimseye okutmamak olduğunu düşünüyorum ama bugün. Ancak böyle böyle, kendi hatalarımı yapa yapa şiiri özümsemeyi öğrendim. O şiirlere de borçluyum.

Yüz yıl sonra da okunacak, dediğiniz şairler var mı?

Yüz yıl sonra ‘okumak’ eyleminden insanlar neyi anlayacak, bunu inanın öngöremiyorum.

Ancak zannediyorum, savaşlara, toplumsal buhranlara tanıklığını şiirden damıtmış ve tarihe şiirle not düşmüş şairler kalıcı olacaktır. Evrensel olan kalıcı olur.

Pandemide şiir yanınızda mıydı, size sığınak, mevzi oldu mu, yoksa hiçbir faydası olmadı mı?

Açıkçası pandemiden öncelikli konular vardı hayatımda bir süredir, artık başka bir ülkede yaşıyor olmak, buraya alışmak ve artık burada kalacağımı kabullenmek gibi. Salgının varlığını ve etkisini, beni meşgul eden diğer düşünce ve kaygılar sebebiyle yoğun hissetmediğimi itiraf etmeliyim. Şiir, her şeyden önce benim burayla yani Berlin’le, çevreyle, insanlarla kurduğum ilişkinin temeli. Pandemiye indirgeyemem yalnızca. Salgın sürecinde, geçen sene Almanya’da yeni şiir kitabım yayımlandı. Yine bu süreçte yeni şiir dosyamı tamamladım. Ufak ufak almanca şiir çevirilerine başladım. Şiir her zaman, her koşulda yuva benim için. Ne olursa olsun.