Zamanı Aşmak

Yekta M. Çeliker

“Ve ben bir avuç toz olduktan sonra bile senin destanın ağızlarda dolaşacak.”

Oğuz Atay

Zamanı aşmanın pek çok yolu vardır şüphesiz ama hiçbirinin edebiyat kadar etkin olduğunu düşünmüyorum.

Zamanı aşmak söylemini, yaşadığı zamanın dışına çıkmak, kendinden çok sonraki bir zamanda bile hâlâ hatırlanmak ve anılıyor olmak anlamında kullanıyorum.

Shakespeare de tıpkı Oğuz Atay’dan alıntıladığım epigrafta olduğu gibi Soneler’de¹ birçok kez seslendiği kişi(kişiler de denilebilir) için aşağı yukarı aynı şeyi söylüyor.

Örneğini genç delikanlıya yazdığı 17. Sone’de, “Yavrunla, şiirimle yaşarsın iki kere.” derken 18. Sone’de “Yaşadıkça şiirim, sana da hak verir.” diyecektir. 19. Sone’de de şöyle seslenir: “Şiirimde sevgilim sonsuz yaşar dipdiri.”

Peki gerçek anlamda öyle midir?

Bir bakıma evet. Esin Perisi”ne seslendiği 100. Sone’de yaptığı, “Sevgime ün ver, aşsın ezip geçen zamanı” çağrısının bir nevi karşılık bulduğunu söylemek mümkün.

Shakespeare’in şiirinin hâlâ okunuyor olması bunu kanıtlayan nitelikte. Ancak eksik ve yanlıştır da bu bilgi. Çünkü o bunu söylerken sadece şiirinin sonsuza kadar okunacağı öngörüsünde bulunmuyor, aynı zamanda şiirle seslendiği kişinin de hatırlanacağını, hatırlanacağı için de yaşayacağı bilgisini veriyor ve bunu sevgiliye vadediyor. 101. Sone’de, Peri’ye “sen yaşat onu” der. Sonenin son dizesi de şöyledir: “Onu şimdiki gibi göster sonsuz zamana.”

Shakespeare’in şiirinin ilk bilgiyi doğruladığını yukarıda da belirttim ancak vadettiği diğer bilgiler için de aynı durumun geçerli olduğunu söylemek çok zor. Çünkü onun şiirine yapılan yorumlar ve okumalarda da anlaşılacağı gibi Shakespeare’in vaatlerde bulunduğu sevgilinin kimliği hakkında net bir bilgi bulunmuyor. Yapılan yorumlar sadece bir varsayım. O zaman kimliği dahi bilinmeyen ve sonsuzluk vadedilen sevgilinin şiirinin “zamanı” aşıp geçtiği söylemek mümkün olmayacaktır. Zamanı aşıp geçen sadece şiirdir, Shakespeare’in şiiri. Shakespeare’in seslendiği kişinin şiiri değildir okuduğumuz, çünkü ortada bir kimlik yok. Orhan Veli’nin İş Olsun Diye şiirinde söylediği gibi, “iş olsun diye yaz”ılmıştır onlar.² Tabii ki kendi şiirinin işi için. Bu sebeple 107. Sone’de söylediği, “Ben yaşarım yokluğa karşı bu şiirlerde” öngörüsü gerçekleşirken iki dize sonrasında “Kendine şiirimde anıt bulacaksın sen” vaadini gerçekleştiremez şiiri.

Peki şairin bundan kârı ne?

Şöyle diyor Shakespeare 39. Sone‘de:

Kendimi övmek sanki ne kazanç sağlar bana

Böbürlenmektir sana söylediğim türküler.

Yani şiirlerde övülen sevgi, şairin kendisiyle böbürlenme arzusunun dışa vurumudur. Şairin bu tür söylemlerden elde ettiği kazanç çoğu zaman sadece budur. Şair, kendini doğrudan övmez, övülecek durumlar yaratır ve bunlar üzerinden gider. Böylece kendine şöhret kazandırır.

Yine 26. Sone’de “Bir gün övüneceğim sevdiğim için seni” der. Aşkından şairin kazancı budur, kendini övmek ve ileride övülmek. Gerisi sadece malzemedir.

Örneğin Aşık Veysel’in, “Güzelliğin on par’etmez / Bu bendeki aşk olmasa” dizelerinde de görülen o övünç madalyasını şair daima kendi boynuna asar.

Tabii, şair her zaman böbürlenmez ara ara alçakgönüllü de olur. Kendi şiirleri için 32. Sone’de, “Çok gerisinde onlar ustaca yazanların.” der. Ama unutulmamalıdır ki şairin alçakgönüllülüğü bile böbürlenmesinden gelir.

Peki sevgilisine zamanı aştıran kimse yok mudur?

Elbette vardır. Akla gelebileceklerden ilki de hiç şüphesiz Dante’dir. Dante, Yeni Hayat adlı eserinde sevgilisine gıyaben verdiği sözü, İlahı Komedya’sıyla yerine getirir. Onun şiiri, Beatrice için zamanı aşmanın iksiri olur. İtalyanca için de geçerlidir bu durum. Yine de doğrudan şunu söylemekten çekinmiyorum: Beatrice’e zamanı aştıran destansı aşkın şiiri, Dante’nin kudretinin gölgesinde kalır. Tıpkı sonelerdeki kişilerinin kimliğinin sonelerin gölgesinde kalması gibi.

Yine de ne olursa olsun kimse ölümsüz değildir. Hatta Shakespeare bile.

T. S. Eliot, Küçük Şiir Nedir?³ adlı yazısında, “Para piyasası gibi oynak ve değişken olan şiir dünyasında hiçbir şöhret ebedi değildir.” der. Kimse sonsuza kadar hatırlanmaz. Yine Shakespeare sonelerde şöyle der: “Kimse karşı koyamaz Zamanın tırpanına.” Şiirle bile.

Virginia Woolf, Deniz Feneri’nde boşuna, “İnsanın botuyla tekmelediği bir taş parçası bile Shakespeare’den uzun yaşayacak.” dememiştir.⁴

Şair için şiirle zaman aşılır ama şiirin seslendiği kişinin zamanı aşması daha zor görünüyor. Shakespeare şiirlerindeyse bu imkânsız. Çünkü Shakespeare’in gölgesi zamanı aştıracağını söylediği kişinin üstüne düşer. Her şeye rağmen, zamanı aşmak ölümsüzlüğün kapısını açmıyor kimseye. Edebiyat bile bu güçten yoksundur, o ancak zamana direnip zamanı aşabilir.

¹ W. Shakespeare, Soneler, İş Bankası Kültür Yayınları.

² Orhan Veli, Bütün Şiirleri, Eksik Parça Yayınları, sy. 222.

³ T. S. Eliot, Edebiyat Üzerine Düşünceler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, sy. 160.

V. Woolf, Deniz Feneri, İş Bankası Kültür Yayınları, sf.36-37.