gökyüzünü izlemek

mustafa seyfi

ı.

kapı açıldı
içeri girdi rüzgar.
tatlı bir üşüme sardı
prangadan yaralı kollarını,
hücrende sessiz bir uğultu var.
belki de koca bir “merhaba” demektir
bu uğultu rüzgarca’da.

gözlerin açıldı
kirpiklerinin ucunda duyuyorsun
güneşin ilk sıcaklığını.
gün pazartesi,
hapishanedeki üçüncü senen.
ranzanda her gece
tepene bir sis gibi inen
yalnızlığın korkunç nefesi.
penceredeki parmaklıktan sızan
gökyüzüne baktın, deniz mavisi.

gökyüzü ki,
aranızda paslanmış
kalın parmaklıklar.
bir masal kadar uzak,
bir dost kadar tuzak,
eskimiş mavisi koyu bir gökyüzü.

saatine baktın
sabah dokuz kırk sekiz.
bugün sana tatil,
bugün sana yine tatil.
üç senedir,
tatilde diye avuttuğun
denizler doğurup güneşler batıran
özgürlüğün uykuda.

tahliye gününü gösteren
duvardaki nemli
ve bol çizikli takvime
baktın.
kararan bir lamba gibi
sönüyor gitgide aklın.

ıı.

saat
dokuz elli bir.
büyük demir kapıyı açacak
birazdan pos bıyıklı amir.
dokuz dakika ardından
kirişleri gıcırdatacak
ihtiyar gardiyan.
avluda
kimileri volta atacak,
alınlarına yapışmış anılardan kaçarcasına.
parmaklarında ucuz bir sigara,
tepelerinde sisten boğuk bir dumanla,
sırtını duvara dayayacak kimileri de,
kimsesiz ve sahipsiz olduklarını
unutmanın gayretinde.
soğuk betona ayakları üzerinde
çömelecekler,
bembeyaz bir türküyü
kapkara sesleriyle söyleyecekler.
türkü gibi beyaz birer mektup ellerinde,
kırık bir el yazısına bakıp
kuytuda köşede ağlayacaklar.

avluda,
sen orta yerde duracaksın
dikip gözlerini gökyüzüne.
üstüne başına yağmur yağacak.
haftada bir bile olsa,
göğü parmaklıklar olmadan
izlemenin sevincini duyarak.