Döküldüm Dışıma

Deniz Mahabad

Bu gece bilmem kaç defa kaynattığım çayı içmeden döktüm sokağa
Üstelik kaç yıldır yalnızlık biriktirdim ağzımda
Dişlerim gıcırdaya dursun naylon iplerle koparılan
parça parça et benlerimi topladım

Odanın duvarları kadar soğuk
döküldüm dışıma
Kimse uğramadı kök hücre yolları karıştırtarak
Toparlamadım koşularımı, edindiğim sonları
Dağıttım kalbimi her bir koltuğa
Ayrıldım kendimden, üzerini örttüm diğer yarımı ağaç yapraklarından

Akasyanın kokusunu koltukaltlarıma çarpa çarpa kuş indirdim  gökyüzünden
azalıyorum hem
Gölgesinde yatarak ömrümün
aşağılara yuvarlanıyorum.
Kuraklığa alışamayan buğday tarlalarında
Çatlaklarında kalbim kaynıyor
Bekledim ve tekrar tekrar biriktim kuyularımda

Yaşama uyum metotlarının anlamsız kent sesleri
Kalburüstü çerçöp bir dünya
İkincisi olmaz
Bir defaya mahsus derin çatlaklar
Alışamadığım
Yaralarına inat basa basa kanattım kendimi
Bu gece bilmem kaç defa kaynattım çayı sonra dizlerime döktüm oradan başladım yaşamamaya