sen roman kahramanı değilsin

filiz zibek

o kadın telefon kulübesinde
‘kayboldum ben’ diye ağladığında
ölmek nedir kendimde onu tecrübe ediyordum
yolu durdurmuş, beni av yapanı bulmuştum.

duvarına çarptığımız boşluk bizi yutuyordu
geçmiş durmadan konuşuyor
olayları, mekanları, zamanları ne kadar bozarsak bozalım
hiçbir şey değişmiyordu
acının yeri önemliydi
bulunca onunla ne yapacağını bilememek ayrı…

gizli bir tarikatın şehrin her yanına
yayılmış üyeleri gibiydik
göz göze geldiğimizde şıp diye tanıyorduk birbirimizi
biz, bahislerini cılız atlara oynayanlardık
ağlamakla gülmek arası bakışlarla
sökülmüş kalbin çukuruna
danteller, fistolar, içe atmalar, içe çökmeler…
yaşamayı olmasa da sağ kalmayı öğrenmiştik
ve bu kalma hali, hiçbir şeye yaramıyordu.

beni dal gibi kırıp geçen hayat
öldü diye tutup fırlatmıştı bir yere
devam etmek için
anlamlı bir yalan bulmak zordu
peki sağ kalmış bir sakat olarak
ne yapacaktım şimdi?
bilmiyordum.

başardığım bir şey yoktu
kendimden süpernovalar bekleyecek değildim
alt tarafı bir karbon zinciriydim herkes gibi
kemik, kan, tükürük, et en fazla
kaçamadığım koca bir yük…
ne anna kareninna’ydım raylara atlayacak
ne pollyanna’ydım parçalarımı toplayıp
tekrar yola çıkacak
saçmalama dedim kendime
sen roman kahramanı değilsin.