yardan düşen yargıç

dursun özden

göğün sessiz çığlığını dinlemeden
ve rüzgara karşı, işeyeni görmeden
evladını asan adam, aptaldı şu yargıç
dar ağacı-çarmıhta dört çivi-yağlı urgan
kırık kalem-kör düğüm-ümüğe akan yılan.

“ömrü billah mektep yüzü görmeyen” cellat
kara kıllı eliyle, kendi ümüğünü sıkan hayat
ömründe görmediği o adam, ömür törpüsü
ömür dediğin, o tek nefeslik yaşam soluğu
ve elinin kiri ile boynuna mavi nazarlık taktı
o an, gözü gökyüzüne-yüreği yüreğime aktı
son kez: sonsuz-zamansız göğe baktı, baktı.

yardan düşen o yargıç, kendi selasını dinledi
o, imge tarlasına akan yalın şiire, selam çaktı
ve yanık, kanayan o kirli ellerine, al kına yaktı
tan çiçeği korunda derin bir iç çekti: ah ki, ah!
oysa turnalar zamanı uçup giden alaca şafaktı.