Şairlerle kısa kısa: Elçin Sevgi Suçin

Poetopya’ya girişte “Merhaba” yerine her şair bir dizesini söylüyor. Hangi dizenizi “Merhaba” yerine kullanmak istersiniz?

Aslında özel olarak şu dize demek pek mümkün değil. Fakat mademki Poetopya’nın böyle bir geleneği var “göz kendini görünce imgesi yıkılır” diyelim.

İlk şiirinizi kaç yaşındayken yazdınız? Ne hissetmiştiniz?

Tam olarak şu yaşta yazdım demek çok zor benim için. Lakin çocukluğumdan itibaren doğaya ve insana karşı biraz sıradanın dışında bir bakış açım olması ile ilişkili olduğunu ve biraz da aşırı okuma düşkünlüğümle ilgili olduğunu sanıyorum. Kitaplarıma küçük küçük notlar aldığımı hatırlıyorum ilkokul ve ortaokulda. Lise ve üniversite yıllarında okumaya devam ettim ama şiirsel notlar almaya ara verdim. 2006-2008 yıllarında tekrar küçük küçük yazmaya başladım. Fakat bu sefer müthiş bir gösterişle girdi şiir hayatıma ve diyebilirim ki tüm hayatım oldu.

 İlk şiiriniz (yani yayımlanan) nerede ve ne zaman yayımlandı? Ne hissettiniz?

İlk şiirim Ankara’da yayımlanan Kurgan dergisinde yayımlandı. Şu an şiirin adını hatırlamıyorum. Elbette müthiş bir heyecandı. Çocuğunuzu, eşe dosta hatta dünyaya takdim etmek gibi bir şey. Bir de sorumluluk hissettim hem kendime hem okura hem de şiire karşı. En çok da şiire karşı. İyi ve güçlü şiirler yazmalıyım, dedim.

Sadece bir şiiriniz gelecek nesillere kalsa, hangisi olsun isterdiniz?

Doğrusu bunun cevabını veremem. Böyle bir seçim yapmak çok kolay değil. Zira hem insana hem dünyaya hem de düşünsel hayata yönelik şiirler yazıyorum. İçinden geçtiğimiz yangın çağına tanıklık etmeye çalışıyorum ve istiyorum ki bu tanıklık bizden sonraki kuşaklara aktarılsın. Aktarılsın ki, onlar da aynı yanlışların ve yangınların içinden geçmesinler. Bu anlamda pek çok şiirim, pek çok farklı alanda tanıklık içerir. O nedenle olabildiğince çok şiirimin gelecek nesillere ulaşmasını diliyorum.

 Hangi şairin size şiir yazmasını isterdiniz?

Bunu hiç düşünmedim sanırım. Çünkü bende şaire değil de şiire aşırı sevgi var. Hangi şiir sizin olsun isterdiniz, diye değiştirsek burada soruyu, sanırım yine cevap veremezdim. Zira öyle çok sevdiğim şiir var ki Türk ve dünya şiirinden. Şiir dünyasında geçmişten günümüze müthiş zihinler ve duyuşlar var. Böyle olunca da eşsiz şiirler ve dizeler yazılmış. Tercih etmek en azından benim için zor.

Şiir okumak mı, şiir yazmak mı sizi daha çok heyecanlandırır? 

Kesinlikle şiir yazmak. Fakat iyi şiir yazmak için de iyi şiirler okumak gerekir. Bu anlamda iyi şiirler okumak da beni çok heyecanlandırır.

Duyduğunuz, okuduğunuz ilk andan itibaren zihninize çakılı kalan bir dize var mı?

Doğrusu böyle bir dize yok fakat Adonis’in pek çok şiiri ve o şiirlerde geçen çağrışımı inanılmaz yüklü ve zengin pek çok dize benim için böyledir. Sık sık yeniden yeniden okurum. Çünkü Adonis, insan zihninin sınırlarını şiirsel anlamda çok genişletir.

Şiir şairinden bağımsız düşünülebilir mi?

Sanırım düşünülemez. Çünkü bir şiir şairinin kültürel birikimini, duyuşunu, dünyayı ve olayları algılayışını ve yaşama dair yorumunu da içerir.

İnsanlık tarihinden şiiri çıkarsak geriye ne kalır?

Elbette pek çok şey kalır. Zira insanlığın tarihinde felsefe, tarih, tıp, sosyoloji, müzik, tarım, sanayi ve daha pek çok alan var. Fakat şiir, dili dönüştürerek insanın düşünme biçimini de dönüştürmesi ve bu yönüyle devrimci bir edebiyat dalı olması özelliğiyle medeniyet anlamında çok kıymetlidir. İnsanın, her şeyin tıkandığı bir noktada kendini ifade edebilmesine kapı aralaması bakımından ise iyileştirici ve çoğaltıcıdır. Buradan baktığımız zaman şiirsiz bir insan medeniyetinin eksik, kuru, yarım ve kıstırılmış, boğulmuş bir medeniyet olacağı sonucuna varabiliriz.

Keşke hiç yazmamış olsaydım dediğiniz bir şiiriniz var mı?

Yok. Zira her şiir, sizi başka bir şiire çıkarır. Kötü yazılmış bir şiir, en fazla o şiirin kaynağını oluşturan düşüncenin, duygunun henüz olgunlaşmamasıdır. Erken gelmiştir biraz. Şairi de bunun farkındadır ama o duygu ya da düşünce de kıpırdanıp duruyordur. İfade yerindeyse şairinin zihnini taciz ediyordur. Şairin bu duygu ve düşünceyi ifade sürecinde birden fazla şiir yazması da mümkündür ve bu şiirlerden bir tanesi, bütün bu sürecin sonucu olarak kusursuz bir şekilde yazılmış olacaktır. Tüm bu sancılar, o tek şiir için çekilmiştir çünkü.

Yüz yıl sonra da okunacak, dediğiniz şairler var mı?

Muhakkak olacak. Burada isim zikretmeyi doğru bulmuyorum. Zira isimler vermek benim de zihnimi sınırlayabilir ve bu da okuma alanımı daraltabilir. Oysa ben mümkün olduğu kadar çok şair okumak isterim. Çünkü hepsinin şiirinde bambaşka duygular, düşünler ve yaklaşımlar vardır. Bu zenginliktir bir şair için. Ne kadar çok farklı tat bilirseniz o kadar zengin bir ifade gücüne kavuşursunuz.

Pandemide şiir yanınızda mıydı, size sığınak, mevzi oldu mu, yoksa hiçbir faydası olmadı mı?

Pandemi, herkes gibi etkiledi beni de. Önce olayın ciddiyetini anlamaya çalıştım. Anladığımda bir süre böyle bir süreçten geçiyor oluşumuzu kabullenmem gerekti. Bu süreçte okuyamadım mesela birkaç ay. Çünkü insan, ölümle bakışırken dirimi göremez. Ölümün dehşeti, yıkıcılığı ve aynı zamanda çözülememiş olan gizemi, yaşayanı büyüler ve ele geçirir. Süreç içinde pandemi hakkında bilgilendikçe, korunma yöntemlerini öğrendikçe ve belli oranda da olsa korunabildiğimizi gördükçe bu girdaptan çıkabildim ve yeniden hayatla ve şiirle bakışabildim.

İlk birkaç aylık zamandan sonra yeniden şiir hakkında okumaya, şiir yazmaya ve yazdığım şiirden zevk almaya başladım. Bu anlamda şiir, benim için Ariadne’nin beline bağladığı iptir. Evet, Minotor’u öldürmek için labirentlere daldım, bir süre kayboldum ama ipin bir ucu bende olduğu için Minotor’u öldürdükten sonra yeniden dışarı yani hayata ve şiire çıktım.