Yeni ne kadar ve neden yenidir?

Yekta M. Çeliker

Nerdeyse basılan her kitap hakkında söylenen bir söz var: Yeni bir soluk getiriyor.
Özellikle yazarların ilk kitabının yayımlanmasıyla yeni bir soluk getirdiği bilgisi tanıtım yazılarında sıklıkla vurgulanır oldu. Bu, şüphesiz altı doldurulmayan bir söz.
Bir şeyin yeni olması, yeni bir soluk, yeni bir söylem getirdiği anlamına gelmez. Yeni soluk getirmek, farklı bir şekilde söylemektir. Yeni soluk denilen kişinin yeni ne getirdiği neredeyse hiçbir zaman belirtilmez. Ya da ben denk gelmedim. Bu yeninin ne olduğu da söylenmediği gibi.

Dante, şiire yeni bir soluk getirmiştir. Onun hem şekil hem içerik hem de tercih edilen dil bakımından kendi devri için yenidir. Terzarima şiirini kullanması, bunu destan gibi uzun bir şiirle buluşturması yenidir. Hem mitolojiyi hem de dini alıp harmanlayarak yeni bir anlam deryası oluşturması da keza öyle.

Edgar Alan Poe, “… şiirleri biçim olarak daha dramatik olmakla birlikte uyak, tekrarlar, ölçü ve nazım birimi bakımından yenilikçidir.”¹

Charles Baudelaire yenidir. O, “genellikle gençliğin öneminde ısrar ederek hayata karşı kötümserliğe gömül”en² romantiklere karşı topyekûn kötülüğüyle yenidir. Onun şiiri, romantik şiire, dine ve dini hayatı güzel ve ideal bir öz olarak kabul eden şiire karşı, sert, acımasız, kara ve kapalıdır.

Orhan Veli, şiire getirdiği biçim ve söylemiyle Türkçe şiir için yenidir, şiiri şiirsel söylem bakımından güçlü olmasa da yeni bir söylem getirmiştir. Nazım keza. Ama Türkçe şiir için yenidir, yoksa dünya şiiri için iyi bir iz sürücüdür. Ahmed Arif de öyle hem de ısrarla Nazım Hikmet ile kurulan bağa rağmen yenidir. Üstelik bu sadece “ovadan seslenmek yerine dağdan” seslenmesi dolayısıyla değildir. Nazım’ın şiirindeki emek fabrikada çalışanın şiiridir ama Arif’inkinde gece eşkıyalık yapıp gündüz hamallık yapanı imler . İmgesini de dizelerini de ayrı bir yerden toplar. Edip Cansever de yeni bir soluktur.

Nilgün Marmara yenidir. İçe dönük sesiyle, dağınıklığıyla, şekli dışlayan şekilsizliğiyle. Ancak yeni bir söylem getirdiğini söylemek imkânsızdır.

Didem Madak yeni bir soluktur. Ev içini yeniden kurgulayan, kendisiyle kadınlara yüklenen işlerle kurduğu bağı yeni bir söylemle işlediği için.

Yeni bir soluk getiriyor demek, üstelik herkesin şiirini yeniye sokmaya çalışmaktır ve bu, beraberinde, “yenilik getirmeyen iyi şiir yazamaz” gibi bir yargıyı da getirir.

Yeni soluk getirmeyenin, iyi ve özgün olamayacağı yanılgısını da taşır. Güzel şiir yazıyor da yeni ne söylüyor, ona bakarım ben, gibi bir söylem sıkıntılıdır. Örneğin Shakespeare, “Biçim bakımından fazla değişiklik yapmamıştır.”³ Kendinden önceki pek çok şairden etkilenmiştir.⁴ Buna rağmen dünya edebiyatının en güçlü şairlerinden biridir. Getirdiği yenilikler bakımından Orhan Veli’nin yanında adı bile okunamaz ama dünya şiirindeki yeri bakımından Orhan Veli nedir ki.

Akla başka sorular da geliyor.
Yeni ne söylenebilir ki bu çağda?
Hâlâ aşılmayan özelliği var mı şiirin?
Denenmeyen ne var?
Şairden kendine özgün imgelem ve anlam deryaları içinde şiir kurmasını ilk kitabıyla beklemek peki nasıl bir aklın eseridir?

Hatta ilk şiirinde bunu bekleyenler oluyor.
Bir de kendine has bir şiirdir, kendi çizgisini bulmuş söylemi var ki insan ne tepki vereceğini bilemez.
Bir kitapta yer alan şiirlerin bir bütünün parçası olması, okurda aynı kalemden çıktığı izlenimi yaratması, özgün söylemi kullanmak için bir neden olabilir ama tek başına yeterli değildir. Üstelik gördüğüm kadarıyla değerlendirme bunun üstünden yapılıyor.

Kendi yargıma göre, daha önce okumadığımız bir şiiri başlıksız ve altında şairin adı olmadan okuduğumuzda, o şiirin A şairine ait olduğunu tahmin edebiliyorsak ancak o zaman kendine has şiirden bahsedebiliriz. Ya da başkası değil de A aklımıza geliyorsa.

Benzeri, benzer söyleyişleri olan şiir ve şair için bunu söylemek, övmek ve kitapçı rafında yer alan kitabı cam önüne koymaktan başka bir anlam ifade etmez.
Üstelik bu yeni, yeni bir soluk getirmek ve özgün gibi kelimeler, anlamına bakılmadan ve altı doldurulmadan cümle içinde kullanma telaşıyla savruluyor metinlerde.

Yeni, yeni soluk ve özgün kavramlarına Edip Cansever’den örnek verelim. Yer Çekimli Karanfil yenidir ama yeni bir soluk olduğunu söylemek zordur. Hatta Yer Çekimli Karanfil bile sanıldığı kadar Cansever’in kendini Garip şiirinden tamamen sıyırıp bulduğu kitap değildir. Okunduğunda bu kitaptaki şiirlerindeki Orhan Veli etkisi açıkça görülür. Orhan Veli etkisi, seçtiği konular, isimler ve hatta sözcükler dolayısıyla da net görülür. Ondaki alaycılık da diridir. Kesin, Aaaa, Var Var, Alüminyum Dükkan, Horozla Merdiven gibi şiirlerde bu etki açıkça kendini belli ettirir. Çağrılmayan Yakup hem yeni hem de özgündür. Bu kitaptaki eksiklik ne “dizenin ölümü”nden ileri gelir ne de başka şairlerle eş düşüncesinden, bu, kelimelerin ve bazı dizelerin kitaptaki başka şiirlerinde benzer şekilde kendini göstermesidir. Ancak Ben Ruhi Bey Nasılım, hem yenidir hem özgün hem de yeni bir soluk getirmiştir. Şekil ve içerik bakımından da İkinci Yeni için bence benzersizdir. Üstelik “yepyeni” olmak da şairin umurunda değildir. O, “Hatta zaman zaman klasik bir şiir üretebilir miyim diye düşündüğüm de olmuştur, bunlar uğraklardır.” demiştir.*

O zaman bir daha soralım: Yeni ne kadar ve neden yenidir?

¹ https://oggito.com/icerikler/poe-nun-sanatindaki-bilinc/46160 Son erişim tarihi (14.07.2022)


² Colin Wilson, Yabancı, Notos Kitap, 2018, İstanbul, s. 84.


³ W. Shakespeare, Soneler, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, s. xii.
⁴ a.g.e, s. Xii

  • Edip Cansever, Şiiri Şiirle Ölçmek, YKY, s. 305.