Elini Kaldırdı

Aynur Türk

Eve girdi saklandı
çıktı odalardan, sehpanın üstünde eski fihristi aldı
-gizledi-
Annesinin çerçeveli fotoğrafını kollarının arasına sardı.
Diğeri temsil ediyordu -neyi- gölgeyi
Yazdı.
Sıcak değildi.
-Kıstırılmıştık-
-Kurtar beni- dedi, telefondaki ses:
-Baba-
Bana yardım etmediniz.

Ahlak, kanun -kim-
-ne der-
Sığamadık sokağa
Telefonun öbür ucu
-kayıt altında-
Açım dedi -beriki-
Kısa pantolonlu -dağınık kalbini toplamaya gelmiş-
Şimdi:
-bir konuşmaya tanık olacaksınız-

Evet,
Bana, yardım etmediniz!
Kalbim mi var, -demedim-
-kendime-
Ziyan oluyordu bir saniye önce, bir saniye sonra ziyan oluyordu.
Çürüyordu – çürümüyordu. Kandırılıyordu. Kandırılmamak için -bağırıyordu-
Cesareti -büyülüyordu-
İhtilaldi yaptığı
Bir el!
Parmaklarını -kaldırmıştı- birden
Hepinizi etrafıma -dizili- istiyorum, dedi.
Kaçamadık
-oyun yazıyordu kader-
Kukla oyununa davet edilmiştik bir yüzyıl önce.
Beş parmak,
yüzümüze doğru sallandı ileri-geri
Gidenler döndü
Dönmeyenler döndü
Saydıkça azaldık.
Saymadıkça azaldık
İnat ettik önce
Geldik kenarlara -saf tuttuk- sırayla,
birbir gidiyorduk -yok- ediyordu.
-Gitme- dedikçe gidiyorduk.
Beş parmak sayısı
Azaldıkça
Saflardaydık
yaşar gibiydik
Ayrılmak istedikçe -kenarlarda- saf tutuyorduk.
Yazgı mı,
Kader mi
Neydi, demiyorduk.
Başımıza geleni biliyor, bilmiyormuş gibi davranmaktan ölüyorduk.
Beş parmak kaldırmış elini
kenarları işaretlenmiş saflarda -ayakta dikiliyorduk-
Direncimiz yoktu.

Tanımıyorduk birbirimizi

Tekli koltukta oturuyoruz
televizyon üstünde aybaşı paraları,
Sayıyor değnek
desteler uçuşuyor.
Beş parmaktan birisi, safları tutmuş gidiyor, ay çiçeklerine boyamış hayatını,
Ansızın geri dönüyor kaderindeki yazıyı okumuş da,
-ezberini bozuyor-
sokak ortasındaki sayfasına imzasını atmış
dayanıklı olmayan kalpler
Hararet yapmış.
Yanmış yanmayan ateşlerde
Kor olmuş kor olmayan ateşlerde.
Acıdan gitmiş yazgısına yalvarmış
Okumak istiyorum kaderimi
Kader -olmaz mı- demiş
Kaybolmuş ortalıktan.
Acı yaktıkça yakmış, kor olmamış, kül olmamış,
Kalp saf tutmuş
beş parmak saflardan saf seçmiş.
-Kor olmamış kalp- safını seçmiş.
Annesinin çerçeveli fotoğrafı koynunda
Giderken;
-hayır-
-Alamazsın- derim.
Ağu yanmaya başlamış.
Sönmüş ağıt yanmayacak mı?
Üflemiş de sönsün,
çerçeveli fotoğrafta sarılı kollar, saf tutmaya gelmemiş.
Pişman olmuş
Geçmiş zaman ağıtına gelmiş,
saf tutmaya gelmemiş
İzin çıkmamış.
Kimseyi de bulamamış.
Kalbi yanmış
Kor olmayan -kalbi- yanıyormuş.
Saf tutmaya gelmiş
Kenarda yerini bulamamış.
Kimse de buraya -otur- dememiş.
Yazmaya devam ediyor, kader.
Kimse yazılanları okumaya cesareti yokmuş.
Yemekler varmış.
Lambalar yanmış
Beş parmak kaldırmış elini
Mağazadan alınmamış kazak,
Başkasına alınmış, alınınca
Ahh!
Kader not etmiş.
Sonra temize çekmeyi, -unutmasını- dilemiş
Unutmamış -kader- oyuncularını seçmiş.
-Oynuyorlar- şimdi

-Söylemişti-
sonra okuyacaksınız
kaderinizdeki notları
paket! Paket!
Çıkaracaksınız.

Kimse umursamamıştı.
Seven sevdiğine not yazarsa,
kaderi için
Kader de cehennemi -buraya- kurmuş.
Acıdan ölmek yokmuş.
Utanç ölüme benzer diye okumuş öteki.
Beriki seyretmiş.
Alacakaranlığı bekler olmuş,
bahane etmiş yokluğu,
hıncından -utanç- yaşamak istemiş
Karanlıkta işlemiş
işledikçe öleceğini sanmış.