Gülten Akın’a türkü

Özgün Enver Bulut

Daha önce birçok yazımda belirtmiştim. Türkiye Yazıları Dergisi benim için edebi anlamda bir okuldur. Şiiri tanımamda, bilmemde, sadece şiiri değil, edebiyatı izlememde bana kılavuzluk etmiştir. Türkiye Yazıları’nın her sayısında farklı bir yazarın, şairin, çizerin kendi yaşam öykülerini yazdıkları, Kendileri diye bir bölüm vardı ve oldukça ilgiyle okunuyordu bu anlatımları. Hasan İzzettin Dinamo, Tahsin Saraç, Edip Cansever, Mehmed Kemal, Yaşar Kemal, Hasan Hüseyin, Turhan Selçuk gibi dönemin isimlerinin kaleminden, onların yaşam öykülerini öğrenmek ilginçti. Bu isimlerden biri de Gülten Akın’dı.

Çocukluğunu, okul yıllarını, ailesini, öğrenim hayatını, evliliğini, eşinin kaymakam oluşundan dolayı Anadolu’da dolaştıkları yerleri, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu sınavını kazanıp edebiyat okumak isterken, Ankara Üniversitesi’nde Hukuk okuduğunu onun anlatımıyla, onun kaleminden öğreniyoruz. Eşi idealist bir kaymakamdır ve o nedenle de sık sık köylere ziyaretler yapar. Gülten Akın bu nedenle çoğu zaman yalnızdır ve çocuklarıyla ilgilendiği gibi, öğretmenlik, dava çıktıkça da avukatlık yapmaktadır. Zor günlerdir. Çoğu zaman köylüden avukatlık ücreti almaz ve Baro tarafından uyarılır. Alucra’da kaldıkları lojman bombalanır. Gittikleri çoğu ilçelerde TİP büroları açılır. “Bakın şu rastlantıya” diye anlatır Zeynep Oral’a.

23 Ocak 1933 doğumludur Gülten Akın. Sosyal medyada oldukça ilgi görmüştü doğum günü ve şiirleri paylaşılmıştı. Açıkçası sevindirici ve anlamlı. Bazı şairler hep bazı şiirleri, hatta dizeleri ile anılır sıkça. Bu da sosyal medyanın kopyala yapıştır özelliğidir. Gülten Akın için; “Kestim kara saçlarımı”, “Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya”, “Beni sorarsan,/ Kış işte” gibi dizeler öncelikli olsa da neredeyse tüm şiirlerinden paylaşımlar yapılmıştı. Paylaşımlardan Gülten Akın’dan kalan ne çok dize olduğunu anlamakla kalmayıp, onun o güzel dizelerini yeniden yaşamış olduk böylece. Kuşkusuz onu farklı kılan hem dilindeki sadelik hem de şiirlerindeki kişiliktir. Gülten Akın’ın şiiri kişilikli ve güçlü olmayı becermiş bir şiirdir. Zeynep Oral’la yaptığı söyleşide şu cümlesi çok özel ve dikkat çekicidir: “Mutluluk dediğiniz şey dışarıdan verilmez ki size. Elverişli olayı içeride dönüştürürsünüz. Sizdedir mutluluk. Ama dönüştürme mekanizmanız durmuşsa en mutlanacak olay sizi ırgalamadan aşar gider. Biz mutlu olmaya değil, güçlü olmaya çalıştık. İşte mutluluk denirse budur mutluluğumuz. Bir işlevi olmak bize yetti.”

Ülkenin en karanlıkgünleridir. Cezaevinde ‘evlatlar’ vardır. Annelerin dayanışması ve ortak mücadelesi vardır. Açlık grevleri vardır. 42 Gün ve İlahiler karanlık günlerin tanıklığını yapar. Çünkü yaşamın durduğu dönemlerdir. Örgütlü mücadelenin yok edildiği o günler beter günlerdir ve yaşam sessizliğe saplanmıştır. Onu oradan çekip çıkarmanın en güçlü yolu şiirin sesidir. İşte Gülten Akın 42 Gün ve İlahiler’de ortak bir dil bulmaya çalışmış ve bulmuştur. “Ses vermiyor özlediğim, susturmuşlar/ Yok, sevgiden yandım/ Savatlı gümüşüm, eskimezim/ Sabrı deniyorum.”

Şiirlerin Diliyle Dersim antolojisini hazırlarken Gülten Akın’dan şiir almıştım. O kitapta yer alan şairlerden ulaşabildiklerimden izin alıyordum. Gülten Akın’a da telefonla ulaşıp, yaptığım işi anlatmış ve izin istemiştim büyük bir heyecanla. Bana söylediği cümle bugün gibi hafızamda. “O kadar çok insan şiirimi izinsiz kullandı ki! Siz beni aramış ve izin istiyorsunuz. Ne diyebilirim ki evladım” demesini unutamıyorum. O gün bir şairin inceliğini, bilgeliğini ses tonundan bir kez daha yakalamıştım.

Kendileri’ni anlatan yazar, şair ve çizerlerin anlatımlarını okuyunca, onların yaşamlarını, edebiyata başlama nedenlerini, okuma serüvenlerini, ülkenin o dönemlerdeki yapısını çok rahat ve abartısız bir şekilde görüyor ve anlıyorsunuz. Son zamanlarda okuduğum birçok edebi incelemede, şiir tahlillerinde açıkçası bu açıklığı, bu özlü anlatımı göremiyorum desem yanlış olmaz sanırım. Bunun nedeni de birçok edebiyatçının dilinin akademik bir dile evrilmesi. Daha doğrusu şairlerin çoğunun akademik kariyer yapması. Bir şiiri, bir yaşamı anlatırken yoğun bir alıntı, farklı bir coğrafyadan analizler görüyoruz. Bana göre o edebi metinleri, hakkında yazılan yazar veya şair görse, şaşkınlığını gizlemeyecektir. Şairler Attila İlhan gibi kitabının sonuna “meraklısına notlar” koysalar, çok yerinde olur diye düşünüyorum. En azından bir şiirin ne için yazıldığını, hangi etkileşimden geçtiğini şairin ağzından anlamış oluruz.

Bunu neden söylüyorum. Gülten Akın’ın şiirlerini, anlatımlarını, yazılarını okuyunca bir kez daha anladım ki, karmaşıklaştırmak anlamsızlığa sürüklemektir. Çünkü onun şiiri Pir Sultan’ın direnişi, Köroğlu’nun isyanı, Kaygusuz Abdal’ın yergileri, Karacaoğlan’ın aşkıdır.

Adresini yaktım
Yakmak gibiydi biraz da dünyayı her şeyi
Bastığımız düşümüzde gördüğümüz
Özlediğimiz yaklaştığımız
Hayatım özlemdi ansımaydı düştü
Yaktım adresini şimdi özlem oldu hayatım