Yekta M. Çeliker

Nerdeyse basılan her kitap hakkında söylenen bir söz var: Yeni bir soluk getiriyor.
Özellikle yazarların ilk kitabının yayımlanmasıyla yeni bir soluk getirdiği bilgisi tanıtım yazılarında sıklıkla vurgulanır oldu. Bu, şüphesiz altı doldurulmayan bir söz.
Bir şeyin yeni olması, yeni bir soluk, yeni bir söylem getirdiği anlamına gelmez. Yeni soluk getirmek, farklı bir şekilde söylemektir. Yeni soluk denilen kişinin yeni ne getirdiği neredeyse hiçbir zaman belirtilmez. Ya da ben denk gelmedim. Bu yeninin ne olduğu da söylenmediği gibi.

Yekta M. Çeliker


Çeviri hakkında konuşmak, çeviriden daha kolay bir iş midir, emin değilim. Hele Tim Parks’ın “Sahiden, asıl metni bilmiyorsanız çevirinin niteliğine dair (olumlu olumsuz) hiçbir iddialı beyanda bulunmamak daha iyi olur.” sözünü düşününce çevirinin niteliği ve karşılaştırması konusunda insanın eli iyice bağlanıyor.¹

Hicri İzgören

Kimin sözüydü unuttum. Şiirden söz ediyorsanız en başta “Bana göre ya da bence” demeyi unutmamamız gerek diyordu. Gerçekten de öyledir. Çünkü şiir eninde sonunda bir beğeniye dayanır. Ama ‘Beğeni’ dediğimiz büyük ölçüde şiirin olmazsa olmaz ya da şaşmazlarını içermesi gerekir.

Nilüfer Altunkaya

Sennur Sezer’in şiirini dünya görüşünden ayrı düşünmemek gerekiyor. Yalnızca şiirlerinde değil masal ve diğer edebiyat türlerinde yazdıklarıyla da toplumcu gerçekçi çizgiden ayrılmadığını görüyoruz. Bu açıdan baktığımızda onun edebiyat anlayışını kurarken halk edebiyatı ve sözlü edebiyat geleneklerinden beslenirken de bu anlayışa yaslandığını söylemek mümkün.

Ali Duran Topuz

Pulbiber Mahallesi, edebiyat şehrinde yeni bir mahalle; kentsel dönüşümün acımasız çağında görüldüğü yerde üstünden dozerlerle, parayla ve hırsla geçilen şu mahallelerden biri. Kimse yıkamayacak; çünkü ters yönde bir haraketin, yıkıma inatla direnen şiirsel dönüşümün kurduğu bir mahalle. Geçen cumartesi akşamı kaybettiğimiz çok çok kıymetli bir şairimiz tarafından, şiirde kuruldu. Bu şair ve mahalle kısaca anlatılacak bu yazıda.

Gonca Özmen

“Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.”
Didem Madak